1953 Adana-İstanbul Bisiklet Turu

muzaffer-erol-gez-1953-adana-istanbul-turu-bisiklopedi21.jpg

Duayen bisikletli gezgin ve dağcı Muzaffer Erol Gez Hoca’mın, 1953 yılında yaptığı “Adana-İstanbul Bisiklet Turu”nu ilk kez 2003 yılında, Hacgediği yaylasındaki evinde yaptığımız ziyarette dinlemiştim. Bir bisiklet sevdalısı olarak o günkü heyecanımı unutamam. Çünkü bu geziden neredeyse hiç kimseye bahsedilmemiş ve tur unutulmuştu… 2010’da bir kez daha ziyaret ettik Hocamı, bir kez daha dinledim anılarını. Bu kez amacım bilinmeyen bu bisiklet serüvenini Türkiye’nin bisiklet sevdalılarıyla paylaşmaktı.

Muzaffer hocam o gün de olabildiğince mütevazı bir şekilde bahsetmişti turdan, fakat ben turu ve fotoğraflarını unutmamıştım. Birazdan okuyacağınız hikâye ve göreceğiniz fotoğraflar o turun anı belgeleridir. Turla ilgili yaptığımız keyifli söyleşide Türkiye’nin en eski belgeli bisiklet turunun fotoğraflarını “Sanıyorum gençler bu turumu beğenirler ve ilgi gösterirler” diyerek teslim etti. Ben de “Muzaffer Hocam, bu anı bisikletliler için olay olacak.” dedim, bilmiyorum yanıldım mı?

1953 Adana-İstanbul Bisiklet Turu

O günün Türkiye’sinde, motorlu taşıtların pek az, bisikletlerin çok olduğu Adana’da yaşayan beş genç Adana’dan İstanbul’a bisikletle gitmenin planını yaparlar. Çeşitli sebeplerden dolayı ancak ikisi bu iş için kararlılığını sürdürebilir, tüm zorlukları ve engellemeleri aşarak bu maceraya atılırlar. Bu azimli gençlerden biri 19 yaşındaki Muzaffer Erol Gez, diğeri ise arkadaşı İlhan Akpınar’dır.

Herkesin olduğu gibi onların da bisikletleri vardır, Muzaffer Erol Gez’in Rudge, İlhan Akpınar’ın Humber. Zamanın sükseli bisikletleri, fakat doğal olarak ağırlar. Bisikletlerinin gereksiz gördükleri çamurluk ve zincir muhafazalarını çıkartarak ağırlığı azaltmaya çalışırlar. Vites mi “O ne?”.

Bisikletlerine taktıkları geniş heybeleri, bir takım giydikleri kıyafetleri ve gözlükleri ile tam birer “turist” olurlar.

Mevsim olarak en zor dönemi seçmişlerdir; Ağustos, Çukurova ve Konya Ovalarının kavrulduğu günler yani. Başlarına birer mantar “mühendis şapkası” takmayı ihmal etmezler. Elbette mataralarını da alırlar yanlarına. Şehirlerarası yollar tozlu, topraklı, stabilizedir. Taşıtların geçişi arasında 10-15 dakika bulunmaktadır. Önlerine çıkan köylerin kahvelerinde molalar verirler, köylülerle sohbet eder dinlenirler.

Pozantı’ya 8-10 km. mesafede, yokuş aşağı inerken, İlhan Akpınar bisikletinin hakimiyetini kaybeder ve yolda yuvarlanır, dizinden yaralanır. Bisikletin jantı yamulur, düzeltemezler. O koşullarda Pozantı’ya varırlar, tedavi ve onarım işlerini yaparlar. Yaralanma da onları durduramaz, yola devam ederler…

Toros Dağları, Gülek Boğazı.

Konaklama imkânlarının tarif zor; tesis mi “O ne?”. Gördükleri uygun yerlerde, kendi imalatları olan kalın tahta direkli çadırı kurar, gecelerler. Çadır ilk ciddi rüzgârda yıkılır, ve artık farklı bir şekil almıştır. Aydınlatma için yanlarında gaz lambası götürmeyi de ihmal etmemişlerdir.

Toros Dağları, Damlama Mevkii.

Açlık ve susuzluk çekmezler, her daim stoklarını dolu tutarlar. Bir de büyük termosları vardır. Temizlik işlerini gördükleri derelerde hallederler.

Toros Dağları, Şekerpınar Mevkii, Akkale Köprüsü.

Yolculuk her şeye rağmen güzel gitmektedir, peki neden o zaman Konya’ya da uğramasınlar? Konya’ya Ereğli yolundan giderler ve fakat kavurucu güneş onları bezdirir. Biri yaralı, iki kavrulmuş bisikletli, mutludurlar…

Konya yolunda bir yer.

Her fırsatta gölge, her fırsatta dinlenme…

Konya yolunda başka bir yer.

Konya, Alaaddin Tepesi’ndeler.

Derken Konya’dalar.

Fotoğraf makinesi Konya’da arızalanır, onarımını yaptıramazlar. Üçayak ve arızalı fotoğraf makinesini de taşıyarak Ankara üzerinden Bolu Dağı’nı aşar, İstanbul’a ulaşırlar. Çok mutludurlar, bütün sıkıntılara rağmen hedeflerine ulaşmışlardır.

17 gün süren bu macera o dönemde hiç duyulmaz ve fark edilmez... İstanbul’da, tavanında bagajı olan bir otobüse bisikletlerini yükler Adana’ya dönerler. Askerlikteyken bu macerayı duyan komutanı “Oğlum akıl dağıtılırken sen neredeydin?” diye sorar.

Bu turdan önce ve sonra Muzaffer Erol Gez, yaşadığı Kayseri’nin bütün ilçe, köy ve kasabalarına bisiklet turları yapmış, ayrıca Kayseri’den Nevşehir’e gitmiştir.

1955 yılında ise bisikletini satarak bir Jawa motosiklet alır, iki kez Türkiye turu yapar. Ardından, 79 yaşına rağmen halen devam ettiği dağcılık serüveni başlar. Ki bu serüvende 27 kez Ağrı Dağı’na tırmanmak, bir kış tırmanışında ise Ağrı zirvesinde tıbbi bir araştırma için 3 gün 3 gece kalmak da vardır...

Sevgili Bisiklet Sevdalısı dostlarım, sizlerle paylaşmak istediğim “1953 Adana-İstanbul Turu” işte bu. Umarım sizler de beni çok heyecanlandıran turu beğenmişsinizdir.

Muzaffer Erol Gez Hocamın sohbet sonundaki sözü “Bu gün dünyayı gezmem gerekse, bu mutlaka bisikletle olur.” oldu.

Yolunuz açık, pedalınız güçlü olsun.

Ahmet Salih Özenir/Mersin Bisikletli Gezginler Derneği Başkanı/Mayıs 2010

(Temmuz 2017’de tekrar düzenlenmiştir.)