Bisikletle Kaçkar Trans

bulutlarin-ulkesi-kackar19-bisiklopedi.jpg

Bisikletle Kaçkar Trans

Yıllardın yapmayı planladığım tur sonunda gerçek oluyor. Tarih 2014 yılı, Ağustos'un 16'ncı günü. Bir gece otobüs yolculuğuyla ulaşıyorum Erzurum'a. Hemen bisikletimi kurup, günün ilk ışıklarıyla giriyorum şehre. Pazar gününün sessizliğinde Erzurum. Sessiz sakin ben de küçük bir kahvaltının ardından Tortum-Artvin yolu ile terkediyorum kenti.

Hafif eğimli bir inişin ardından kısa bir tırmanış, sonrası Yusufeli'ne kadar iniş olan nefis bir yol. Rampanın eğimi kısa sürede beni Tortum'a ulaştırıyor. Zaman kaybetmemek için durmuyorum burada, biliyorum mola planımı yaptığım Tortum Şelalesi Uzundere'de.

Tortum'dan sonra eğim azalarak iniş yönünde devam ediyor. Uzundere'ye de kısa sürede ulaşıyorum. Kent çıkışında doğa dostu güler yüzlü bir kafe, Doğa Kafe'de kısa bir mola, sıcak bir sohbet. Yeniden koyuluyorum yola, kısa ama dik bir tırmanışla başlıyorum sonrası nefis göl manzarısı ile devam ediyor yolun. Tortum Şelalesi tabelasını buluyorum ve ana yoldan 1 km içeriye ilerleyerek ulaşıyorum. Kısa bir çevre gezisi ardından şelaleden düşen su sesiyle geceyi geçirebileceğim bir kamp yeri bulabiliyorum.

Sabah erken yeniden yol. Artık yol çok dar, kaya duvarlarının arasından ilerliyor, çoğunluk iniş yönünde eğimle. Yusufeline yakın en son köyü geçerken bisikletimin bagaj ayağı kırılıyor. Küçük bir müdahale, plastik kelepçelerle geçici olarak onarıp Yusufeli'ne ulaşıyorum. Orada bir oto tamircisinde kırılan demiri kaynatıp yoluma devam edebiliyorum.

Artık yol tırmanmaya başlıyor Kaçkar'a doğru. Barhal Çayının vadisinde güneşin sıcağından korunarak ilerliyorum. Barhal ikinci kamp yerim. Geceyi burada geçiriyorum.

Sabah erken tekerlek dönüyor yeniden Kaçkar'a doğru. Yol giderek bozuluyor, keyif ve seyir zevki artıyor ters orantılı. Kaçkar'ın güney kapısı Yaylalar köyüne ulaşıyorum öğle saatlerinde. Köyün girişindeki pansiyona yöneliyorum dinlenmek için. Pansiyon aynı zamanda bakkal, manav ve köy muhtarı, herşey bir arada. Öğle sıcağı birkaç saat beslenip, dinlenerek geçiriyorum. Olgunlara ulaştığımda, 2-3 km sonra -Yaylalar köyünün mahallesi- dinlenmek için daha güzel bir yer olduğunu keşfediyorum. Osman amcanın işlettiği pansiyon, kafe harika bir yer. Burada da kısa bir mola ve yola devam.

Bisikleti iterek başlıyorum, yol böyle devam ediyor. Karşılaştığım Alman dağcının deyişiyle “good friendship, sometime carry me, sometime I carry it.” Nastaf'dan geçerken taşıma sırası bende. Köylü kadınlar gülüyorlar, böyle gidersen iki günde varırsın Dilbere diyerek. Haklılar, ben de gülüyorum halime.

Nazarları mı değdi ne? Dilber Düzüne 2 kilometre kala dereyi geçeken yeniden kırılıyor, bagajın ayağı. “Tamam” diyorum kendi kendime “buraya kadarmış.” Hemen kamp atmaya karar veriyorum. Çadırımı kuracağım yer harika, iki yanımdan dere akıyor küçük şelalelerle çağlayarak. Buradan zirveye yürüyüş yapabilirim ama kırık bagajla dağ geçişi yatar. Zirve tırmanışından sonra dönüşe geçerim araçla. Planım böyle.

Zirve Yürüyüşü

Ertesi gün zirve için erken uyanıp, yola koyuluyorum. Önce Dilber Düzü'ne ulaşıyorum. Tur şirketinin ekibi sabah saat 6'da yola koyulmuş. Yolda onları yakalamayı planlıyordum ama iki saat var aramızda umudumu yitiriyorum. Kendi hızımda yürüyüşüme devam ediyorum. Deniz Gölünü aşıp geçide yükseldiğimde ileride önümde yürüyen tur şirketinin ekibini görüp, seviniyorum. Ekibin geçtiği rotayı izleyerek ilerliyorum.

Kaçkar zirve 3937 m, Türkiye'nin dördüncü yüksek noktasındayım.

Dilber Düzüne doğru inişte manzara doyumsuz. Vadinin sonu Olgunlar, oradan sola doğru yine soldaki tepelerin ardındaki vadiye, Döbe Düzüne geçerek, Naletleme Geçidine ulaşılıyor. Sağda görünen ikinci tepenin eteği de benim kamp yerim, Dilber'den sonra 2 km daha yürümem gerekiyor.

Kaçkar Dağ Geçişi (Trans)

Bagajım kırıldığında dağ geçişi hedefimi iptal etmeye karar vermiştim. Ama aklıma gelen bir fikirle yeniden umutlanıyorum Naletleme Geçidine.

Önce bagajı sabitliyorum yine plastik kelepçelerle. Sonra 20 litrelik bisiklet çantama en ağır malzemelerimi dolduruyorum. Yardımcı ip ve perlon bantlarla çantanın altına matımı, üstüne uyku tulumu ve arkasına da dik olarak çadırımı sabitliyorum. Bagajımı sırtıma aktarıyorum.

Görünüşe göre başarılı. Şimdi Olgunlara kadar inişi deneyelim bakalım bisikletle. Yolun çoğunluğunu bisiklet üzerinde olmak üzere ulaşıyorum Olgunlara. Çözüm yolu başarılı, yola devam Naletleme Geçidine doğru.

İlk Döbe Düzü'ne yükseliyorum, 2800 metre. Neredeyse yolun tamamını bisikleti iterek ilerledim, bundan sonrası da aynı olacak. Geri dönüp baktığımda manzara doyumsuz.

Yukarıdı Mezovit Kuleleri ve sağda naletleme geçidi bulutla kapanmış. Bulutu görünce duraksıyorum, kamp atıp sabahı beklemek en iyisi. Ama saat henüz 15.00 ve enerjim de çok iyi. İlerliyorum geçide doğru. Geçidin girişine ulaştığımda artık bulutun içindeyim bazı anlarda bastığım yeri zor görüyorum. Dahası hala yükseliyorum, eğim çok olmasa da. Asıl güçlük ise bir yol yok, bir metreyi bulan çapta kayalardan oluşan bir zeminde ilerlemem gerekiyor. Artık bisikleti bırakıyorum, heybeyi elime alıp bir süre ilerleikten sonra dönüp bisikleti getiriyorum.

Bisikleti ilk bıraktığımda dikkatsiz davrandığım için dönüşte bisikletimi çok zor buluyorum. Siste bir şey görünmüyor, büyük bir kayanın yanında bırakmıştım bisikleti ama her yer büyük kaya. O ana kadar beğenmediğim, yetersiz gördüğüm tabletimin gps'i ilaç oluyor derdime. Sonrasında artık arayı fazla açmıyorum, bisiklet ile. Bir iki tur sonra bir patika buluyorum, katırların ilerlemesi için iri kayaların arası daha küçük kayarlar doldurularak yapılmış. Hızım artıyor bu bölümde, ama zaman zaman patika kayboluyor. Yolumu, yönümü kaybediyorum, 50 metreden daha yüksek bir kaya duvarı ile karşı karşıya buluyorum kendimi. Kokudan ürperiyorum ilkin, “burası da neresi?" çevremdeki sis ve duvardan başka bir şey görünmüyor. Tablette gps'e bakıyorum yönümü şaşırmışım 200 m kadar sola saptığımı anlıyorum, seviniyorum, kaybolmadım. GPS üzerinde kestirdiğim doğru noktaya doğru ilerliyorum yavaş ve dikkatli. Saate bakıyorum güneşin batmak üzere olmalı, bulutun içindeyim birşey görünmüyor hala. Hızlanmalıyım, bir kamp yeri bulmak için. Bir saat kadar alçalıyorum, sonunda beklediğim suyun sesini işitiyorum; kurtuldum! Biraz daha ilerleyince sis azalıyor, hava kararıyor. Saat 20.00 sıralarında ulaşıyorum Karadeniz Gölüne.

Planladığım hedefe ulaştım ama bölgeyi bilmediğim için kamp için uygun bir yer arıyorum, yok. Her yer kaya, irili ufaklı. Göle doğru iyice yaklaşınca bir kaya bana yer açmış, 3 metrelik bir kare zemin oluşturmuş kaya, göle akan derenin ortasında. Fantastik bir kamp oluyor, çadırım dört yanından su akıyor. Sabah farkediyorum gölün karşısındaki düzlük -akşam orayı bulmam imkansızdı -dışında başka da bir yer yok çadırı kuracak. Bir kez daha farkediyorum, Tanrı'nın koruyucu eli üzerimde yine.
Sabah çadırın kapısından başımı çıkardığımda beni karşılayan manzara...

Çok dik bir tırmanış ile yükselmem gerikiyor, Büyük Deniz Gölünün aşıtına. Yükler ve bisiklet yine sıra ile taşınıyor. Sonrası Kavrun'a kadar hep iniş, yol çok bozuk ama çok güzel. Her tepenin yamacından yeni bir su kaynıyor. Her yer çiçek, böcek. Bir tepenin ardından Kavrun görünüyor birden bire.

Burada bir gün dinleniyorum, uygarlığın nimetlerinden yararlanıyorum, hazır yemek, içecekler. Sonrasında bisikletimi gözden geçiriyorum bir daha, hala devam edecek durumda. O halde, bırakıyorum kendimi aşağı, Ayder, Çamlı Hemşin ve Pazar. Sonrası Rize ve otobüs ile yuvaya dönüş.

*Buradaki yazı, http://yol-gezen.blogspot.com.tr sayfasında yayınlananın özetidir.