Bisikletin Bir "Cankurtaran" Olarak Portresi

bisikletin-bir-cankurtaran-olarak-portresi-02.jpg

BİSİKLETİN BİR "CANKURTARAN" OLARAK PORTRESİ

1940 Haziran’ının ilk günleri. Paris’te, Rue de I’Ecole de Medecine’le Saint- Michel bulvarının kesiştiği noktada iki genç adam karşılaşır.

Bisiklet selesi üzerindeki ince uzun olanı, diğerine : Ayol Fikret, neredesin? Sana da bir bisiklet bulalım, bizimle gel, önce Lyon’a, oradan Güney’e iner, bir çaresini bulur, memlekete hep döneriz birlikte...” diye bir teklifte bulunur.

Ufak tefek ve hafif aksak olan şöyle bir karşılık verir: “Bizim mahkemelerde juri yok. Memlekete dönemem bu vaziyette...”

Hukuk doktorası için şehre gelen Mehmet Ali Aybar, Fikret Mualla’nın bu sözünü ilk kez duymuş değildir. Ne zaman memlekete dönme bahsi açılsa, ressam bu cümleyi kurar, ardından gülüşmeler gelirmiş.

Fakat 1940 Haziran’ında durum şaka kaldıracak gibi değildir. Nazi orduları binlerce tank, top, tüfekle Paris’e yaklaşırken, yüzbinlerle Fransız yollara dökülmüş, şehirden kaçmaktadır.

Çeşitli vesilelerle yolu bu Ecekent'e düşmüş olan "Jön" Türkler de şehri terk etmenin hazırlığı içindedir. Ve bu işi bisikletle gerçekleştireceklerdir.

Fikret Mualla'ya teklifte bulunan Mehmet Ali Aybar ile kuzeni Oktay Rıfat o grubun iki üyesidir.

Geleceğin bir başka büyük şairi, Cahit Sıtkı Tarancı da ekibin bir parçasıdır. Hem siyaset bilimi okumakta hem de şairliğinin en verimli günlerini yaşamaktadır. Henüz 30 yaşındadır ve kendisinden daha ünlü şiiri "yaş otuzbeş'i kaleme almamıştır. Hayatının en mutlu günlerini geçirdiği şehirden "Sulh bir hatıra oldu" şiiriyle ayrılacaktır.

"Fransa'da Harp Hukuku" üstüne çalışan Ragıp Sarıca da sele üstünde şehirden kaçacaklardan biridir. Ama "küçük" bir sorun vardır: Ragıp Hoca bisiklete binmeyi bilmemektedir. Hemen eğitime başlanır. Ve iki teker üstünde dengede kalmak meselesi Concorde Meydanı'nda halledilir.

Paris'te yola çıkan kafile, Lyon üstünden İsviçre'ye, oradan da trenle Türkiye'ye ulaşır. Aralarında rekortmen bir atlet olmasına rağmen yolculuk aylarca sürer. (Türkiye'nin sonraki yıllarda siyasetçi olarak tanıyacağı Mehmet Ali Aybar, 1928 Amsterdam Olimpiyatları'nda yarışmış, 1936'da bitirdiği atletizm kariyerine 17 Türkiye rekoru sığdırmıştır.)

Bu iki tekerlekli basit nesne, kimbilir o güne kadar kaç kişinin canını kurtarmıştır. Sadece bir metafor olarak değil, sahiden de bir Cankurtaran (Ambulans) olarak hizmet verdiği günler çok eski değildir. Savaş tarihçileri 1. Dünya Savaşı'nda her iki cephede yaklaşık 500 bin bisikletli askerin varlığından söz eder. Bunların bir kısmı yaralı asker taşımakta kullanılmıştır.

Aynı can kurtarma işlevi yakın zamanlara kadar devam etti. Suriye İç Savaşı'ndan kaçan insanların bir kısmının Rusya sınırından Norveç'e bisikletle geçtiğine dair onlarca haberi internette bulmanız mümkün.

PEKİ YA KALANLAR ?

Kaçanların hikâyelerinden, kalanların hikâyesine dönelim şimdi.

Jüri olmayan bir Türkiye yerine işgal Paris'inde yaşamayı seçen Fikret Muallâ'yı açlık ve yokluk günleri beklemektedir. Abidin Dino, Gören göz için Fikret Muallâ adını taşıyan leziz kitabında, tütünsüz yaşayamayan ressamın sokaklarda izmarit topladığını anlatıyor.

Yaklaşık 50 bin ressamın yaşadığı Paris'te kalanlardan biri de, dönemin en şöhretli ressamı Pablo Picasso'dur. Hatta çok yaygın o şehir efsanesi, söz konusu dönemde vücut bulmuştur.

Bir Nazi subayı, ressamın 1937'de yaptığı Guernica tablosunun fotoğrafını gösterip, "Bunu siz mi yaptınız?" diye sorar. Aldığı yanıt: "Hayır. Siz yaptınız!" olur.

( Malumünuz, İspanya İç Savaşı sırasında Hitler, General Franco'ya destek için Guernica kasabasını bombaları. Yüzlerce sivil katledilir.)

VELODROM SİNCAPLARI

Yukarıda anlattıklarımın çoğu, bilinen hikâyeler. Ama bu satırları okuyan insanların az bildiğini tahmin ettiğim bir kitaptan söz ederek konuyu toparlamak ve başlığa bağlamak istiyorum.

Bir çizgi roman Velodrom Sincapları. Christian Lax adında bir Fransız sanatçı yazmış ve çizmiş.

Orijinal dilinde yayınlandıktan 5 yıl sonra, 2017 yılında dilimize kazandırılmış. Zebraska Yayınları, İbrahim Yılmaz çevirisiyle okura ulaşmış.

Velodrom Sincapları, İşgal Paris'ini dönemin en ünlü bisiklet pisti Veldiv bağlamında anlatıyor. Zaten kitabın kapağında " Bir bisiklet ve direniş öyküsü" yazıyor.

Yapıt kurgu karakterlerle tarihi karakterlerin harmanlandığı bir içeriğe sahip. Velodromun uçurum adı verilen 45 derecelik virajlarından şimşek hızıyla geçen ve lakapları sincap olan bisikletçileri arasında en ünlüsü Sam Ancelin'dir. Sam'in engelli kardeşi Eddie bisikletçi değildir. Ama Nazi işgaline karşı kaleme aldığı yazılarda Sincap takma adını kullanmaktadır. İki kardeşin annesi haksızlık ve zulüm karşısında duran cesur bir kadınken, kumar düşkünü doktor baba, deyim yerindeyse zincirin zayıf halkasıdır.

Kitapta Ancelin'ler gibi kurgu karakterlerin yanısıra, Albert Richter, Marcel Cerdan gibi spor tarihinin ünlü karakterleri yer alıyor.

Nazilerin propaganda mekanizmasına dahil olmayı red ettiği için canından olan Richter'in kartal desenli bisiklet mayosu, efsane sporcu tarafından Sam'e hediye edilmiş, oradan da bir kardeşlik üniforması olarak Eddie'nin sırtına geçmiştir.

Velodrom Sincapları Paris'in işgalinden tam 1 ay evvel, 14 Mayıs'ta Veldiv'de bir yarış sahnesiyle başlıyor. Aradan geçen bir ay boyunca hem velodromun ak ağaçtan yapılan pistinde hem de Paris kaldırımlarında devam eden bir dizi utanç ve onur karesi görüyoruz. Dönem dönem Yahudilerin ve muhaliflerin toplandığı bir hapishaneye çevrilen, sonra tekrar yarışmalara açılan tarihi velodrom bu karelerin başrol oyuncusu...

Bisikletle en ufak ilgisi olmayan gösteriş meraklısı sosyetik figürlerden, hayatını bahise bağlamış ortalama Fransız'a kadar için burası bir mabeddir. Bir taraftan pist yarışlarının kendine mahsus dünyasına tanık olurken diğer taraftan sosyal hayatın med-cezirlerinde gidip geliyoruz.

14 Haziran 1940 sabahı en ufak bir direnişle karşılaşmadan şehre giren Nazi orduları Paris'i bir Alman kışlasına çeviriyor. İşbirlikçi Fransız Vichy hükümeti de onların hizmetine amade oluyor.

Fikret Muallâ'nın izmarit topladığı o yokluk günlerinde Veldiv de kapatılıyor. Ama 1 Ocak 1941'de Almanlar, sadık müttefikleri Mussolini'nin adamı Stazzo ile bizim Sam'in yarışması için izin veriyorlar.

İşgal şehrinde, Ancelin ailesinin bireyleri sahip oldukları ahlaki değerlerle varlıklarını devam ettiriyorlar. Sam başka bisiklet yarışlarına katılıyor, Eddie yazmaya devam ediyor, anne Jeanne özveriyle koşturuyor, baba Serge Alman subaylarla kumar arkadaşı oluyor.

Ama asıl kırılma anı, 16 Temmuz 1942'de yaşanıyor. Bir Alman generalinin Prag'da öldürülmesi üzerine yapılan Nazi misillemesi Veldiv'i tekrar dev bir hapishaneye çeviriyor.

Hikâyenin bundan sonrasını anlatmayayım. Hem kitabın heyecanını yok etmek, hem de spoiler vermek istemem.

Velodrom Sincapları'nı okuma fırsatı bulursanız, onun üstüne de Tatiana de Rosnay'ın aynı adlı romanından uyarlanan Sarah's Key (Sarah'nın Anahtarı) filmini izleme şansına erişirseniz Veldiv adındaki bu "mabed"in etrafında yaşananlara tanık olacaksınız.

*Makale ilk kez Ad Hoc dergisinin 2019 Nisan sayısında kısaltılarak yayınlanmıştır.

comments powered by Disqus